Sevgililer Günü ve Ayrılık

Kimine göre kapitalizmin yarattığı kimine göreyse popüler kültürün gerisinde kalmamak adına sahiplenilen bir gün olarak görülmekte “sevgililer günü”. Ancak zihinlere yüklenilen anlamlar bireyden bireye farklılık gösterse de insan evladı sevme ve sevilme arzusundan bir türlü vazgeçemez.  Korunmayı, değer görmeyi, sayılmayı, dinlenilmeyi, sevilmeyi istemektedir. Anne, baba, kardeş sevgisinden öte, hayatında “özel” birini arzulamaktadır. Ancak; sevilen kişi tarafından sevilmiyor, sevgisi karşılıksız kalıyorsa birçok kişi için hayatın rengi, tadı, huzuru kalmamaktadır.  Çünkü sevildiğini hissetmek; en temel duygusal ihtiyaçtır.

 

Âşık olmak, bireyin yaşam alanını, önceliklerini, duygularını vb. birçok durumu değiştirmektedir. “Asla bağlanmam!” , “asla evlenmem!”, “asla onu yapmam” denilen ne varsa aşkla birlikte “asla’larla” sarmaktadır. Bağlılığın kimi zaman bağımlılığa dönüşebildiği, sorunların görünmez oluverdiği, stresin sanki hayatta hiç yaşanmadığı hissini yaşatması kendimizi daha pozitif, daha güçlü, daha özel hissettirmektedir. Gündelik yaşam telaşı, iş stresi, çevre baskısı, anlaşılamama duyguları bir sevgiliyle çok farklılaştığından; güzel olan duygulardan yoksun kalınacağı endişesi ayrılığın daha zor geçmesine neden olmaktadır. Çünkü aşka yüklenilen pozitif anlamlar yerini ayrılıkla beraber negatif, istenemeyen düşüncelerle yüklemektedir.

Ayrılıkla beraber, birçok birey “bir daha” sevilemeyeceğini, âşık olamayacağını, özel hissedemeyeceğini düşünerek ya hep ya hiç düşüncesine yoğunlaşmaktadır. Oysa sevgilinin olmayışı bir süreçtir. Kimi zaman ilişkide yapılan hataların fark edilmesine, kimi zaman bireyin olgunlaşmasına, kimi zaman da farkındalığının oluşmasına neden olmaktadır. Ancak;

  • Geçmiş ilişkilerimizi çevremizde yaşanılan ilişkilerle kıyaslamak,
  • Hazır olmadan, yeniden bir ilişkiye başlamak,
  • Sürekli kendimizi suçlamak,
  • Negatif düşüncelere odaklanmak,
  • Düşünmeden, spontan davranmak,
  • Kendimize zaman tanımamak,
  • Bizi iyi hissettiren kişiler yerine daha olumsuz düşünmemize, hissetmemize neden olan kişileri tercih etmek vb. durumlar ayrılığı kabul etmemizi zorlaştırmaktadır. Oysa ilişkimizin neden sona erdiğini, hissettirdiği duyguların bizdeki anlamını, önemini düşünmek, ilişkinin sona ermesiyle ne gibi eksi ve artı yönlerin olduğu gibi durumlara odaklanmak “yeni” ilişkimiz için bizi hazırlayacak ve kendimizi daha iyi hissetmemize neden olacaktır.