Bağlılık Yerine Bağımlı Olmak

Çocuğun Anne-Babaya ya da Anne-Babanın Çocuğuna Bağımlı Olması:

 

Çocuğun ilk iletişim kuracağı, ilk sevgiyi alacağı, beslenmeyi, ilgiyi aldığı kişi ailedir. Ana rahminden başlayan anne ile kurduğu temas, gelişerek yaşam boyu sürecek, babası ile kurduğu iletişimi rol-model alacaktır. Diğer bir değişle, çocukluk döneminde edinilen davranış kalıpları yetişkin dönemde ilişkilerine yön verecektir. Ataerkil toplumlarda sıklıkla karşılaşılan; erkek çocuğa yönelik aşırı ilgi, çocuğun tüm yaşamı boyunca farklı sorumluluk ya da yatırımlarla karşılaşması yönündedir. Öte yandan, kız çocuğuna yüklenin görevler daha çok “hanım hanımcık” olan, duygularını daha gizleyen yöndedir. Tüm bu rol dağılımlarına, bir de anne ile kurulan ilişkinin mesafesi eklenince süreç biraz daha karmaşıklaşmaktadır. Özellikle okul çağı öncesinde, annenin çocuğunu ben merkezine alması, tüm yaşam alanına çocuğunu dâhil etmesi, özel yaşantı-çocuğu ile geçireceği zaman dilimini dengeleyememesi, mesafeyi ayarlayamaması vb. durumlar bağımlı bir bağ kurulmasına neden olmaktadır. Bu durumları bazen anne çocuğu ile yaşamakta bazen de (özellikle yoğun çalışma saatleri olan) babalar da görmekteyiz.

 

Çocukluk çağında elde edinilen kazanımlar ( davranış kalıpları, etki-tepki örüntüsü, bağımlı olma alışkanlığı vb.) okula başlangıç ile sorunsala dönüşmektedir. Okula uyum haftasında, birçok çocuğa göre anneden ya da babadan ayrılma süreci uzamakta, çocuğun ağlama krizleri yaşamasına zaman içinde “sağlıklı ayrılık” yaşanamamışsa okul öncesi dönemde, okul korkusu gibi görünse de okulun “bahane” olarak sürülmesine neden olmaktadır. Dolayısıyla, güvensizliği yoğun yaşayan, duygularını sözel olarak ifade etmek yerine ağlama davranışı ile gösteren, gerçek nedenleri anlatmak yerine farklı durumları öne sürerek “kılıflar” bulan, huzursuz çocuklara neden olmaktadır. Tüm bu nedenler, hem ebeveynin yoğun kaygı ve üzüntüsü yaşamasına hem de çocuğun benzer korku ve anksiyete yaşamasına neden olmaktadır. Okulla beraber öne çıkan sorunlar aile tarafından önemsenmez ya da okul tarafından görmezden gelinerek devam ettirilirse ilkokul zamanı ile birlikte kemikleşmiş olmasından ötürü daha sancılı ve zorlu geçecektir.

 

 

Çocukluk Dönemi Bağımlılığının Ergenlik Dönemine Yansımaları:

       Ergenlik çağına gelindiğinde; arkadaş edinmekte zorluk yaşayan, herhangi bir gruba (arkadaş grubuna) dâhil olmakta, kendini kabul ettirmek de güçlük yaşanmakta kimi zaman içe kapanmaya, izole yaşamın istenilmemesine rağmen grupla iletişime geçmek güç olduğundan bir yaşam biçimine dönmesine neden olmaktadır. Bu durum aile ve yakın çevre tarafından gözlemlenmediğinde ya da dikkat edilmediğinde, çocuğun zaman içinde sosyal fobi yaşamasına neden olduğu durumlar klinik gözlemlerde görülmektedir. Sosyal hayattan uzaklaşan, daha bireysel aktivitelerde bulunan, zaman içinde toplum karşısında konuşmaktan çekinen, göz kontağı kurmakta dahi zorlanan bireylere dönüşmesine neden olabilmektedir.

Ergenlik sürecinde yaşanıla olumsuz deneyimler, yetişkinliğinde daha farklı sorunlar yaşamasına neden olacaktır. Bireyin seçimlerinde insiyatif kullanamadığı, gündelik yaşamında her daim “akıl aldığı” kişiler olduğu, kendi ailesini kurmaya karar verdiği an itibariyle ailenin de ilişkinin içine dâhil edildiği ve tüm karar aşamalarında bağımsızlığının gittiği durumlar yaşanmasına neden olmaktadır. Bireyin, evlilikle beraber eş çatışmaları yaşadığı, çocukları ile kurduğu iletişimde sıkıntılar yaşadığı, gündelik yaşamında çıkmazlara maruz kalmasına yol açabilmektedir. Ebeveynin çocuğu ile kurduğu mesafe, sınır, çocuğuna yansıttığı kaygıları, öğütleri vb. aktarımları yaparken dengeli olması çocuğun sonraki ilişki ve iletişiminde oldukça önemli olmaktadır. Aksi halde, çocuklarda; ilişkisel anlamda bağımlı (kopamama, ayrılık korkusu vb.), sosyal yönden aşırı kontrollü ve kişilere aşırı hassas, duygusal yönden ise naif, hassas, öz güven eksikliği gibi durumlar yaşamasına neden olacaktır. Ancak her bireyin “biricik” olduğu, farklı karakter özelliklerine sahip olduğu, dolayısıyla her bireyde sürecin böyle olması gerektiği anlamı çıkmamalıdır.

 

Ebeveyn Nasıl Davranmalı?

 

– Ebeveynin, çocuğun 18 aylıktan itibaren bağımsız bir birey olduğu, dolayısıyla anne ve çocuk ilişkisi ayrışmalıdır.

– Küçük yaşlardan itibaren kısa dönemli ayrılıklara hazırlamak gerekmektedir.

– Çocuğun büyümesine fırsat verilmeli; öz bakım becerileri, dil gelişimi, sosyal-duygusal gelişimi çocuğun yaşına uygun biçimde ebeveyni tarafından sağlanmalıdır.Ebeveynin, çocuğuna karşı mesafesi ne çok iç içe ne çok kopuk olmamalıdır.

– Çocuğun, babası ile kurduğu iletişime annenin dikkat etmesi gerekmektedir. Çünkü toplumumuzda her ne kadar son zamanlarda anneler de yoğun iş hayatına katılmış olsalar da, halen birçok ailede baba daha çok iş alanında anne ise evde bulunması sebebiyle daha çok çocuğu ile iletişimde olmaktadır. Bu durum, baba ile çocuğun arasında mesafeye bazen de aksine çok daha iç içe geçen iletişime neden olmaktadır. Oysa mesafe eşit aralıkta ve dengede olmalıdır. Anne, bu sebeple gözlemci konumundan ötürü baba çocuk iletişimini daha sağlıklı görecektir.

– Aşırı davranışlardan kaçınılmalı; dengeli ve ölçülü olunmalıdır.

– Çocuğun ilgi dünyası, yetenekleri, kapasitesinin iyi tanınması, kıyaslamadan uzak olunması vb. durumların çocukluk dönemi ile başlanması gerektiği unutulmamalıdır. Aksi halde, yetişkin dönemde, uyumsuz, tedirgin, insiyatif kullanamayan bireyler olacaktır.

 

Çocuğu yetiştirirken doğal olan süreç, çocuğun bağımlılığını azaltıp, zamanla bağımlılığın yerini bağlılığın alması olacaktır. Kimi anne-baba sağlıklı bağlılığın kurulması gerektiğini bilmesine rağmen uygulamada zorluk yaşamaktadır. Bu noktada çocuğu ile daha sağlıklı iletişim kurabilmesi adına anne ve babalar uzman desteği almaktan çekinmemelidirler. Erken müdahale yapılmadığında, süreç hem aile için hem de çocuk için zorlaşmakta, değişim daha güçleşmektedir.

Leave a Reply

Your email address will not be published.